Birini, bir şeyi sevmek muazzam bir duygu. Zihnimizin o şeyle mesai yapması, hayatı ondan ibaretmişçesine yaşayıp tatması çok keyifli bir heyecan. Bu heyecanı yakalamak, yakalayınca bırakmamak için uğraşıp duruyoruz yıllarca. Kimimiz başarılı, kimimiz başarısız olsa da, bu duygunun güzelliğini en derin yaralara sahip olanlarımız bile inkâr edemiyor. Nihayetinde duygular cümbüşünde kaybeden tek taraf insan oluyor. Özlem ve sevgi, bir başka kalbi ısıtmak için yol alıyor…
İyi veya kötü, bir şeyler yaşanıyor, duygular insanları eskitiyor. Sonra bir başka insan, aynı duygular, farklı sonlar… Zaten güzel tüm duyguların kamburudur son denilen. Bunun bilinci yok oluyor duyguların üst seviyeye taşındıkları sırada. Haliyle son gelip çattığında, insan olanca ağırlığıyla çakılıyor kendi derinliğine. Fakat son denilen nokta göğsünüze yuvalandığında bile özlem sizi bırakmıyor. Kalbiniz soğuyana kadar kahvaltılarınıza, izlediğiniz filmlere, yaptığınız spora, yalnız yürüdüğünüz sokaklara eşlik ediyor. Türlü düşüncelerin barındığı zihninizde, simsiyah bir nokta olarak oradan oraya taşıyor kendini. Siz onu fark edene dek tükenmiyor gücü. Fark ettiğinizdeyse gücü tükenen siz oluyorsunuz. Önce ılık bir hüzün sofrasına buyur ediyor o an, ardından özlediğiniz kişiye olan uzaklığınıza paralel olarak bir mutluluk doğuyor içinizde. Dilerim o vakit sizin için mesafe, şah damarınıza olan uzaklığınız kadar olsun. Aksi olduğunda, öğlen saatlerindeyken bile güneş batıyor bir yürek için.
İnsan büyük ihanetlere kurban gitse dahi bir başkasını sevmeye, özlemeye muhtaç. Sosyal yaratıklarız, duygularımıza kulak vermezsek sağır bir hayat yaşarız. Böyle bir hayatın tahayyülünü dahi göze alamaz hiçbir kalp. İçimizdeki coşkuya daima kurban gideceğiz. Mutlak son pahasına, kısa zamanlara büyük duygular yerleştirmek için tükenmeyen bir çaba sahibiyiz. Yeter ki kalbinize sahip çıkın, köreltmeyin onu. Son olarak ne ha(ya)liniz varsa görün.
Yorumlar
Yorum Gönder