Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Boya

Bendeki bu tufan, Senin yağmuruna değmedi Bunun hatırına, Hatırlasaydın beni nisanlarda Yahut bellemeseydin bana en uzakları, Güneş olmaya niyetlenirdim temmuzuna Tahammül, Aklımın orta yerinde astı kendini Taburesine çelme takan sen, Buna sebep aramaya korkan ben oldum Yazık... Kükresin şimdi boynumdaki urgan, Umurumda mı Yeterki tabureme ellerin değsin Sesin silik, izlerin bulanık Hafızamda eskiyen zerreni eşeliyorum Tanrı kabuklu yarayı sana, Uzun tırnakları bana vermiş  Sen bellemişken bana en uzakları Sen bensizlikle boyarken uzakları, Hoyratça kullanırken gözlerindeki boyaları, En asil siyahı bıraktın bana Ne kahve yapılıyor bu renkle sana, Ne de seni anımsatıyor bana Yemişim asaletini siyahın, Sensiz resim çizmez elim bir kere Kaldırdım attım aklımda bir köşeye  Artık renk değil bu, Sadece bir leke
En son yayınlar

Mandy 2

Sen Güzelliğin kaynakçası, Susulanların cesareti, Ömrümün en manidar detayı Nasılsın Mandy? Yokluğunla, Beni terbiye eden temmuzdayız Yokluğundan, Terbiyeyi terk ettiğim temmuzdayız Üşürsen aynaya bak, Yazdan medet umma Güneşin feyzisin Sen, bembeyaz aydınlanırken Seni siyahla kandıracaklar Onlara geceleri uyumadığımı söyle Bu onlara yeter, unutma Özlemim başını ağrıtmasın diye Sana geleceğim gün yutmayı düşündüm  Özlemi yutmayı düşündüm, Sana geleceğim günü, Hayal bile edemezken Bu uzaklık, Damarlarımda karıncalanıyor Bu yabancılık, Bana adımı unutturuyor Yokluk yine adınla başlıyor Mandy, Olmadığın yerler açlıktan kanıyor Ne büyük bir afrikayım sensiz Her gece Süreya'lar içimi kemiriyor İçim Mandy, içim diyorum  Senden alasının, Teğet dahi geçmediği içim... Buralarda deniz, Kıyıdaki kayaları dövmekten usanmış, Göller kan kırmızı bir renk almış, Çocuklar oyun nedir unutmuş, Kelebekler kanatlarından vurulmuş... Yokluğun, Kimsenin gözünün yaşına bakmıyor Sevgili Mandy, Var olma...

Diş Kırığı

 Bu memleket Sokağa çıkarken, Gülüşünü evde unutanlarla meşhur Bu memleket Yırtık ayakkabısını giyip, Sağlam karton arayan çocuklarla meşhur Ne yiğidim ben, ne aşağılık Okşar gibi yapıp koparanların Kalır gibi yapıp gurbet olanların elindendi, Avucumdaki kelebeğin eceli Ne yiğidim ben, ne aşağılık Bir siyahı severim, bir de dişlerimi sıkmayı Bir kalmayı bilirim, Bir de kaldığımla savaşamamayı Bazı zamanlar kendimi severim Sonra siyah gelip alır aklımı Unuturdum dişlerimi sıkmayı Unutmak, mecbur kaldığında değil Sen istediğinde güzeldi  Nerden bilirim ben istemesini Dedim ya, Ne yiğidim ben, ne aşağılık Olsa olsa, Diş kırığı...

Siyah Nokta

     Birini, bir şeyi sevmek muazzam bir duygu. Zihnimizin o şeyle mesai yapması, hayatı ondan ibaretmişçesine yaşayıp tatması çok keyifli bir heyecan. Bu heyecanı yakalamak, yakalayınca bırakmamak için uğraşıp duruyoruz yıllarca. Kimimiz başarılı, kimimiz başarısız olsa da, bu duygunun güzelliğini en derin yaralara sahip olanlarımız bile inkâr edemiyor. Nihayetinde duygular cümbüşünde kaybeden tek taraf insan oluyor. Özlem ve sevgi, bir başka kalbi ısıtmak için yol alıyor…    İyi veya kötü, bir şeyler yaşanıyor, duygular insanları eskitiyor. Sonra bir başka insan, aynı duygular, farklı sonlar… Zaten güzel tüm duyguların kamburudur son denilen. Bunun bilinci yok oluyor duyguların üst seviyeye taşındıkları sırada. Haliyle son gelip çattığında, insan olanca ağırlığıyla çakılıyor kendi derinliğine. Fakat son denilen nokta göğsünüze yuvalandığında bile özlem sizi bırakmıyor. Kalbiniz soğuyana kadar kahvaltılarınıza, izlediğiniz filmlere, yaptığınız spora, ya...

Bir Şeyler Var Bizde

  Bazen olur bu Her şey dağılır içinde, sen odanı toparlarken Karmaşıklığın sana gitmeni söyler Fakat bilirsin, Gitmek, sen gelmezsen iyidir sadece... Çaresizliğin suyu çıkar avucunda o sıra Aynada aramaya kalkarsın kaybettiğin değeri Üzgünüm, mutluluğun formülünü aradığın aptal yaşların, Geride kaldı artık Neyi beceremiyoruz biz? Dudaklarımızda açan tebessümün ömrü, Neden kelebek kadar kısa Ya tohumundan ya suyundan, Bir şeyler var bizde. Bulmak gerek, Bulup kükremek üstüne... Bilmiyorum yalnızlığımın susması için, Daha ne kadar konuşmam gerektiğini Cümleleri tam parçalanacak yerinden yakalayıp, Dilimde uyuşturuyor gibiyim Buna yazmak diyorlar, Bir eylem bu kadar çürütmemeli ruhu.

Ne Ha(ya)liniz Varsa Görün

     Bazen yaşamın tarifini edemiyorum kendime. Tarife acıyı koysam eksik kalıyor, huzuru koysam fazla geliyor. Dengesizliğin esiri olan bir döngü sadece. Üstelik, bu saçmalığın nihayetinde bizi bulacak olan ölüm, ödül mü yoksa ceza mı belli bile değil. Bol hurili cennet tahayyül eden dindarlar için ölüm bir ödül olsa gerek. Fakat inançlı olman da çözüm değil, beceriksiz bir şekilde inandıysan cehenneme girmen olası. Tanrı ve benzer terimlerle zerre alakası olmayanlar için ölüm en az yaşam kadar anlamsız. Onların tek tesellisi, ölümün yaşam dedikleri saçmalığa son verecek olmasıdır. Bu teselli sayesinde inanmayanların arasında ölümün başı okşanıp duruyor. Zira bazen tek güzel ümit, bir sonun yaklaşması oluyor.    Bir insan elmayı mideye indirdi diye insanlık hala bedel ödüyor. Nasıl bir elmaysa artık, sekiz milyar insan oturup elma kemirsek yine telafisini yapamayız. Telafi işi çoktan askıya alındığından, yasak çiğneme konusunda gelişmeyi seçtik. Artık ...

Merhaba Gece

  Ağrılar başladıysa Merhaba gece Bir kamburum daha oldu bugün Okşarsın diye örtmedim üstünü Nasıl bilmezsin Gölgendeki yarısı yenmiş ömrümü İçime ektiğin tohumun Duvarlarımı yıkacak güce büründüğünü Bir başka yer yok mu Göğsüm dışında oturacağın Salıncağını kırdın içimdeki yaramazın Fırlattığın yerdeyim Bağırıyorsun, gönlünü kazanırcasına çığlıkların Bir başka ben istiyorsun bitireceğin Başlamak bende bu denli tazeyken Bir başka son istiyorsun Gömleğime ilikleyeceğin