Kitapların
ulaşmadığı yerlere bunların temini yapılmalı deniyor. Kitaplardan önce o
yerlere merakın ulaştırılması gerekiyor. Merak etmeden, arayış içinde olmadan
raflarda duran kitaplar kendi anlamına kavuşamaz. Toplumun küçük bir kısmı da
olsa, iyi bir şeyler inşa etmek istiyoruz, fakat bu isteğe ulaşan yol seçimini
bazen yanlış yapıyoruz. Okunmayacak kitaplardan önce, okumayı merak eden
zihinler yaratılmalı.
Çoğumuz gelecekte nerede
olurum merakını güdüyor. Kendimi daha ne kadar geliştirebilirim denen merakın
tozları bile yok zihinlerimizde. Bilinmezleri, kontrol edemediklerimizi
kafamızda ölçüp biçiyoruz. Neticede elimizde somut hiçbir şey kalmıyor.
Geleceği tahmin etmekten öteye gidememek bir kenara, mevcut şimdiki zamanı
mantıklı kullanmak varken heba etmiş bulunuyoruz. Bugün, yarının acabalarını
düşünerek birkaç kuruntu kazanırsınız. Fakat bunun yerine birkaç sayfa bir
şeyler okursanız, üst seviyedeki halinize ulaşmak için bir adım atmış
sayılırsınız. Kitabın sayfalarına dokunmanın bile stres seviyenizi
azaltabileceğini biliyor muydunuz? Veya altı dakika boyunca kitap okumanın
stresi %68 oranında düşürdüğünü? Sadece bu örnekler bile kitap okumanın ne
denli fayda barındırdığının izahını yapıyor. Ama hayır, tüketim açlığımız kitap
okumamıza müsaade vermiyor. Kaydırdığımız, karşısında uykuya daldığımız
ekranlar bizden odaklanma kapasitemizi, faydalı bilgi ve anlam arayışımızı
çaldı. Aslında çaldı diyemeyiz, altın tepside sunan bizleriz. Hayatının henüz
ikinci yılındayken teknolojiyle tanıştırdığımız çocuklarımız var.
Beyinlerindeki nöronları daha küçük yaşta yakmaya başladığımız çocuklar bunlar…
Sabırsız, meraksız, düşük hafıza kapasiteli, teknoloji bağımlısı nesiller
yetiştiriyoruz. Ama bunlar önemli değil, uzaktaki çocuklara kitap yollayarak
iyilik yapalım (!)
Kitapların okunmasını
istiyorsak çocuklardaki merak duygusunu uyandırmalıyız. Bunu sadece o çocuğa yoğunlaşarak
yapmamız imkânsız. Toplum faktörü bu hususta çok büyük önem arz eder.
Ailesinden merak duygusunun, öğrenme açlığının veya okuma isteğinin zerresini
görmeyen bir çocuktan, ailesinin tam tersinde bir performans beklememiz
yeterince çaresiz bir umut olur. Dolayısıyla kitapların okunmasını, çocukların
kendini bir üste çıkarmasını arzuladıysak, evvela kendimizi terazide tartmalıyız.
Onlara aşılayabileceğimiz, anlam dolu yüklerimiz yoksa, kitapları raflara
doldurup ayda bir tozunu almak hiçbir ilerlemeye vesile olmaz. Önce biz merak
etmeli, önce biz uyanmalıyız. Bu uyanışı gerçekleştirdikten sonra,
farkındalığımız mutlaka meyvelerini verecektir. Aksi halde yeni nesillerin,
bizlerin üstüne katabileceği hiçbir şey olmaz. Bir başka kopya nesil, birkaç
yılını bu dünyada geçirip toprak olur. Bu derece yitik bir senaryo sahibi toplumda
hiçbir gelişim, hiçbir değişim nüksetmez.
Yorumlar
Yorum Gönder