Ana içeriğe atla

Misketler

 


Karakterler:

-Adam: Buhran yüklü, taze acılı.

-Kadın: Adamdan giden, gitmelere sevdalı.


Yer: Şehir manzaralı orman.

Zaman: Akşamüzeri.


(Adam başı önünde, düşünceli ve ağrılı yavaş adımlarla bir bankın önüne gelip monoloğa başlar.)


Adam: Anlamıyorum, şu dünyayı dize getirecek kuvveti toplamıştım kendimde. Siyah bir defterim ve yazacak iyi şeylerim vardı. Şimdiyse en sevdiği misketlerini kaybetmiş çocuk gibiyim. Sevmek... Ve sen kadın, güzelliğin tarihçesi. İstesen bütün misketlerimi dökerdim avucuna. Sana kaybederdim oynadığımız tüm oyunlarda. Çocukluğuma değmiş olsaydın, sana kaybetmek olurdu o günleri manidar kılan. Artık ne çocukluğum, ne misketlerim ne de yarınlar... Hiçbiriyle dolmuyor solumda boş kalan. Gitmekle doldurdun kadife pantolonumun tüm ceplerini, misketlerime sensizlik bulaştı... Çarpan kapı sesleri duyuyorum. Sırf bu yüzden kulaklarımı koparıp atasım var ve gönlüm bu arzuma paralel.

(Adam bir çuval gibi banka yığılıp ayaklarını seyreder.)

(Kadın gelir, usulca banka yaklaşıp adamın yanına oturur. Yüzünde pişmanlıkla karışık mecburiyet vardır.)


Kadın: Dağlama kendini. Üzül ama dağıtma. Tebessümden yanakların ağrısın, gidişimden kalbin değil. Bilmez misin, her şeyin en güzelini dilerim konu sen olunca? Bilmez değilsin, kusur sandığın her şeyini nimet bilirim ömrüme... Seni seviyorum ama nasıl, ölmüş ruhumun can suyu oldun. Filizlendim toprağında. Tabiatında kış var, görüyorum kapıda... O kışı göze alamam, kalsam çiçeklerimi de sağ tutamam. Ben yeniden kuruyup gitmeyi göze alamam. Yarınlarına küsme, mutlu olacağına inancım var. Beni inandığım yerden vurma.

(Adam yüzündeki hüznü ayaklarından çekip kadına bakar. Dudakları bükülür, gözleri ıslanır. Başını tekrar önüne çevirip elleriyle alnını kapatır.)


Adam: Lanet olsun yarınlara... Lanet olsun göğsünde baharlar yaratmaya hevesli kışıma. Ve yazık, yokluğunda aydınlık günler göreceğime inanan sana. Acıyorum, minneti olmayan yangınımı gidişinle kıvılcıma muhtaç bırakmana. Yüzüme mutluluk çizdiğini sanırdım; tepeme kara bulutlar yapmış, siyah mürekkeple yıkamışsın. Gitmek aklını çelmiş, şeytandan daha güçlü. Ne cesaret sıvazlamış sırtını, ne de insanı yontan acılar okşamış başını. Hiçbiri ikna edememiş gönlünün bekçiliğini yapan aklını. Katlanmak... Yıllar olmuş, eğilip bükülmemişim dünyayı kirleten hiçbir beşerin önünde. Haftalar geçmiş, her saniyesinde sana yalvaran kırık sesimle. Yazgıma üzülmem gereken nice zamanları, seni sevmeye harcadım. Bana olan ilginin bacağına sarıldım, gitme diye. Sana tutunduğum yerden kesip attın beni. Kendimi boşluğa anlatmışım. Lanet olsun yarınlarıma. Adam olmadıkları, seni yanımda tutmadıklarından belli. Korkularına iyi bak. Ve ne şiirin varsa gör bu dünyada...


(Adam sırtını banka yaslayıp uzaklara dalar. Kadının başı ellerine dönük, elleri kenetlenmiş vaziyette kucağındadır.)

(Bir kumru yalpalayarak adamla kadının arasına, banka düşer. Boynunu dik tutamaz, göz kapakları yarı açıktır. Kanatlarını çırpar. Son hamlesidir bu onun. Artık kumru ölür, adam da...)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mandy 2

Sen Güzelliğin kaynakçası, Susulanların cesareti, Ömrümün en manidar detayı Nasılsın Mandy? Yokluğunla, Beni terbiye eden temmuzdayız Yokluğundan, Terbiyeyi terk ettiğim temmuzdayız Üşürsen aynaya bak, Yazdan medet umma Güneşin feyzisin Sen, bembeyaz aydınlanırken Seni siyahla kandıracaklar Onlara geceleri uyumadığımı söyle Bu onlara yeter, unutma Özlemim başını ağrıtmasın diye Sana geleceğim gün yutmayı düşündüm  Özlemi yutmayı düşündüm, Sana geleceğim günü, Hayal bile edemezken Bu uzaklık, Damarlarımda karıncalanıyor Bu yabancılık, Bana adımı unutturuyor Yokluk yine adınla başlıyor Mandy, Olmadığın yerler açlıktan kanıyor Ne büyük bir afrikayım sensiz Her gece Süreya'lar içimi kemiriyor İçim Mandy, içim diyorum  Senden alasının, Teğet dahi geçmediği içim... Buralarda deniz, Kıyıdaki kayaları dövmekten usanmış, Göller kan kırmızı bir renk almış, Çocuklar oyun nedir unutmuş, Kelebekler kanatlarından vurulmuş... Yokluğun, Kimsenin gözünün yaşına bakmıyor Sevgili Mandy, Var olma...

Boya

Bendeki bu tufan, Senin yağmuruna değmedi Bunun hatırına, Hatırlasaydın beni nisanlarda Yahut bellemeseydin bana en uzakları, Güneş olmaya niyetlenirdim temmuzuna Tahammül, Aklımın orta yerinde astı kendini Taburesine çelme takan sen, Buna sebep aramaya korkan ben oldum Yazık... Kükresin şimdi boynumdaki urgan, Umurumda mı Yeterki tabureme ellerin değsin Sesin silik, izlerin bulanık Hafızamda eskiyen zerreni eşeliyorum Tanrı kabuklu yarayı sana, Uzun tırnakları bana vermiş  Sen bellemişken bana en uzakları Sen bensizlikle boyarken uzakları, Hoyratça kullanırken gözlerindeki boyaları, En asil siyahı bıraktın bana Ne kahve yapılıyor bu renkle sana, Ne de seni anımsatıyor bana Yemişim asaletini siyahın, Sensiz resim çizmez elim bir kere Kaldırdım attım aklımda bir köşeye  Artık renk değil bu, Sadece bir leke

Mandy

  Bilirsin Mandy, en iyi sen bilirsin Sana olan ezberim, En sevdiği oyuncağıdır yaramazın Bilirsin ne anıları tükettim, Ne gerçekleri süpürdüm aklımdan Sırf olman için tek hatıram. Olur ya bir gün Zaman yakama, Mecburiyet aklıma yapışırsa Ezberini çaldırırsam o gün En sevdiğim oyuncağımla öldür beni Renksiz bir aklın hatırlamasına, Yoktur artık lüzum   Ne çiçeği Mandy, Ne çiçeği sevgilim Sana ormanları bahşettiler Yüklere kantar oldu göğsüm Sana ormanları verdiler Sana, ormanları verdiler Gözündeki tabiatı önüne seremediğim gün Sana ormanları hak bildiler Bunaydı üzüntüm   Yokluk adınla başlar Mandy Açlık yetişir olmadığın topraklarda Cehennem ateşiymiş, Alevin atasıymış Yakarmış, yıkarmış Öyle diyorlar Baksana sen içime Yirmi yıl evvel kül olan bile yanmış Baksana sen içime Yoksun diye kaç cennet kendini asmış Cehennem ateşiymiş, Yakarmış, yıkarmış Ne cehennemi sevgili Mandy Bir kez olsun bak içime...