Yazgımda adını gördüm, ölü çiçekler ve sarı kalemler vardı etrafında. Bu devrin aşkı değildi, anladım. Anlamak baş belasıydı, hatırladım. Bacakları çürümüş dünyada, sana koşmak akıl kârı mı? Olmasa ne değişir, aşk zaten mantık dışı değil mi? Ve sen gönlünü mantıkla kirletmedin mi?
Yaşatmak, erbabı olduğun yüce sanatındı, gönlüm aşina buna. Şimdilerde öldürmenin talebesi olmuş keskin cümlelerin. En azından diyordum, kıyında kalayım. Orada bile dik durmak güç artık. Dalgaların serinletirdi her zerremi bir zaman. Artık kurutuyor, tepemden ıslak bulut, önümden sel giderken dahi. Gönlün olsun... Güzel bir yangın seç benim için, alevlerim siyah olsun. Pembelerini kirletmesin külüm, uzak dur. En sivri cümlelerini seç, kaburgalarıma saplamaya başla. Tok bir ses duyacaksın, sırtımı delip geçemeyecek bir cümlen fakat aldırma.
Sonra gideceksin işte. En sağlam ezberim bu gitmelerin, en çok tanıdığım yerin sırtın. Umarım kalmanın acısını yaşamazsın ecel boynunu serinletene dek. Gitmek hasretin oldu, buydu bağrındaki yuvamı yıkan sebep. Senin adın Atalanta bundan sonra. Unutma, senin adın ‘’Atalanta’’...
Yorumlar
Yorum Gönder