Ana içeriğe atla

Beş Kahve

 


   Öğrenmeye devam ediyorum ve büyüdükçe öğrenmek, acı çekmekle eşdeğer. Dün yolda yürüdüm biraz, yıllar önce her gün yürüdüğüm, yürürken yolun sol tarafındaki mezarlığı seyrederek geçtiğim bir volta... Dün işte bu yolda yürürken mezardakilerden daha ölüydüm. Bunu bilmek korkunçtu, sonrasında eve dönüp kahve içtim. Tanrım, iki şekerli kahvenin acı hissettirmesi de mi senin hikmetin? Her neyse, her koşulda artık eski ben yok! Belki de ben yokum, ne önemi var? Minnet duygusunun boğazına yapışma vakti geldi. Bir köpek gibi inlese de, umurumda değil artık. Minnet de neymiş, Lidyalı’ların gerisinde kaldı. Az küfürlü ve çok şekerli kahvem benim... Sen hepsinden güzelsin.

   Bayırlara sevdalı freni patlamış bir kamyondum. Plansızlığın verdiği fütursuzluk o kadar güzeldi ki, freni kullanmamak, bilinmezliğe kendini bırakmak hayran olduğum yaşam biçimine dönüştü. Sonra bir kayaya tosladım. Ela gözleri ve ince sesi vardı. Bir de şiir kokuyordu...

   Bazı tariflerde zorlanırım... Kelimelere aşinayım ama parçaları birleştirip cümle kurmak zorlaşır işte. Sanki seni tarif etmeye kalkıştığımda küfür etmiş sayılacağımı hissederim. Çünkü zaten senin tarifin hiçbir beşerin heybesinde yoktur diye düşünürüm. Ne Fuzuli ne Atilla, hiçbiri altından kalkamaz bu işin. Kalkacak olanın da kellesini götürürüm. Seni tarif edebildiğini iddia edenin aklından şüphe ederim ben. Tanrı, seni ifade edebileceğim bir kelime yaratmamış henüz.

   Cesaretinden konu açılsa, susmakla kavgam başlar. Konuşur da konuşur, kahvemi beş kere soğuturum. Severken, daha doğrusu sevdiğini söylerken, gidebildiğini ve bu uğurda sırtını üç kere gördüğümü büyük bir buhranla anlatırım. Yüzünü bir kere görememişken, sırtını üç kere gördüğümü anlatacak kadarım. Sırtın... Kamburumu yaşlandıran sırtın. Kaybetmenin tuzlu gözyaşlarında beni boğan gitmelerin.

   Ben ki, nefes almaların boyunduruğu altında yaşayan bir beşer... Gitmelerle boğduğun yerde kaldım. Urganım hatıra kalsın sana, belki kalanın halinden anlarsın. Gideyim şimdi, altıncısı soğumasın.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mandy 2

Sen Güzelliğin kaynakçası, Susulanların cesareti, Ömrümün en manidar detayı Nasılsın Mandy? Yokluğunla, Beni terbiye eden temmuzdayız Yokluğundan, Terbiyeyi terk ettiğim temmuzdayız Üşürsen aynaya bak, Yazdan medet umma Güneşin feyzisin Sen, bembeyaz aydınlanırken Seni siyahla kandıracaklar Onlara geceleri uyumadığımı söyle Bu onlara yeter, unutma Özlemim başını ağrıtmasın diye Sana geleceğim gün yutmayı düşündüm  Özlemi yutmayı düşündüm, Sana geleceğim günü, Hayal bile edemezken Bu uzaklık, Damarlarımda karıncalanıyor Bu yabancılık, Bana adımı unutturuyor Yokluk yine adınla başlıyor Mandy, Olmadığın yerler açlıktan kanıyor Ne büyük bir afrikayım sensiz Her gece Süreya'lar içimi kemiriyor İçim Mandy, içim diyorum  Senden alasının, Teğet dahi geçmediği içim... Buralarda deniz, Kıyıdaki kayaları dövmekten usanmış, Göller kan kırmızı bir renk almış, Çocuklar oyun nedir unutmuş, Kelebekler kanatlarından vurulmuş... Yokluğun, Kimsenin gözünün yaşına bakmıyor Sevgili Mandy, Var olma...

Boya

Bendeki bu tufan, Senin yağmuruna değmedi Bunun hatırına, Hatırlasaydın beni nisanlarda Yahut bellemeseydin bana en uzakları, Güneş olmaya niyetlenirdim temmuzuna Tahammül, Aklımın orta yerinde astı kendini Taburesine çelme takan sen, Buna sebep aramaya korkan ben oldum Yazık... Kükresin şimdi boynumdaki urgan, Umurumda mı Yeterki tabureme ellerin değsin Sesin silik, izlerin bulanık Hafızamda eskiyen zerreni eşeliyorum Tanrı kabuklu yarayı sana, Uzun tırnakları bana vermiş  Sen bellemişken bana en uzakları Sen bensizlikle boyarken uzakları, Hoyratça kullanırken gözlerindeki boyaları, En asil siyahı bıraktın bana Ne kahve yapılıyor bu renkle sana, Ne de seni anımsatıyor bana Yemişim asaletini siyahın, Sensiz resim çizmez elim bir kere Kaldırdım attım aklımda bir köşeye  Artık renk değil bu, Sadece bir leke

Mandy

  Bilirsin Mandy, en iyi sen bilirsin Sana olan ezberim, En sevdiği oyuncağıdır yaramazın Bilirsin ne anıları tükettim, Ne gerçekleri süpürdüm aklımdan Sırf olman için tek hatıram. Olur ya bir gün Zaman yakama, Mecburiyet aklıma yapışırsa Ezberini çaldırırsam o gün En sevdiğim oyuncağımla öldür beni Renksiz bir aklın hatırlamasına, Yoktur artık lüzum   Ne çiçeği Mandy, Ne çiçeği sevgilim Sana ormanları bahşettiler Yüklere kantar oldu göğsüm Sana ormanları verdiler Sana, ormanları verdiler Gözündeki tabiatı önüne seremediğim gün Sana ormanları hak bildiler Bunaydı üzüntüm   Yokluk adınla başlar Mandy Açlık yetişir olmadığın topraklarda Cehennem ateşiymiş, Alevin atasıymış Yakarmış, yıkarmış Öyle diyorlar Baksana sen içime Yirmi yıl evvel kül olan bile yanmış Baksana sen içime Yoksun diye kaç cennet kendini asmış Cehennem ateşiymiş, Yakarmış, yıkarmış Ne cehennemi sevgili Mandy Bir kez olsun bak içime...