Şimdi güzelliğin
peşinden koşmak vardı… Ne parası ne pulu… Yalnızca güzelliğe hitap eden
konulara sarılıp yaşamak. Şiirden daha fazla anlamayı, klasik kitapların yazım
geçmişini öğrenmeyi dilerdim. Oysa şu an aklımda sadece geçmişle alakalı
keşkelerim ve geleceğe dair endişelerim var. İnsanları değil, fikirleri
çekiştiren bir toplum dilerdim. Öğlen yemeğini yedikten sonra dedikodu yerine
stoacı düşünceler masamızı donatsa fena mı olurdu?
İnsanların
birbirlerine katkı sağlaması gerektiğini savunuyorum. Öylesine, laf olsun diye
konuşmak yerine daha manidar cümlelerle birbirimizin zihnini doldurmalıyız.
Bilgi paylaştıkça çoğalırken, biz anlamdan koparak azalıyoruz. Gün içerisinde
hiçbir amaca hizmet etmeyen onlarca sohbetlerin kahramanları oluyoruz ki, anlam
arayışındaki hayatımıza yardımcı olmamak bir kenara, ona engel oluyoruz. Birine
notalar hakkında ufak bir bilgi verdiğinizi, bu kişinin verdiğiniz bilgiyi
genişletip ileride harika bir müzisyen olduğuna şahit olduğunuzu düşünün, bu
muazzam bir geri dönüş olurdu. Sohbet sırasında öylesine verdiğiniz ufacık bir
bilgi, koca bir yeteneği uykusundan uyandırıyor… Bunun gibi örnekleri
yaratmalıyız. Birbirimizi uyarmalı, harekete geçirmeli, kıvılcımları yangına
dönüştürmeliyiz. Bunları yapabilmek için işe öncelikle kendimizden başlamak
gerek. Neleri yanlış yaptığımızı, neleri yapmadığımızı, bize neyin engel olduğunu
vs. ortaya çıkarmalıyız.
Anlam, insanın
vazgeçilmezi olmalı. Bir işi yaparken ‘’Bu işi neden yapıyorum?’’ sorusuna
cevap veremiyorsanız şayet, bırakın gitsin. Boşunalığın esiri olmak kolaydır ve
başarı, anlamın olmadığı hiçbir yerden barınmaz. Heybenizde bolca cesaret ve
sabır biriktirin.
Yorumlar
Yorum Gönder