Normalin kıyısına
bile razıydım. Şartlar bana bir başka ihtimal vermedi. Bilmiyorum, haykırsam geçer
mi? Bir evi eşyalarla doldurabilirsiniz, fakat yuva öyle mi? Öyle bir noktaya
geldim ki, bu yuvaya bir fazlayım ben. Şimdi yuvamdan uzak, her geçen zaman
eksildiğim bir yerdeyim. Hangi şehri, hangi köşesi… Ne fark eder. Sonuçta
azaldığım her yer benim değil mi?
Kedileri sevmeyi
severim, farkında değilim ama içten içe kendimi ezmeye bayılırım. Kuşlar
tepemde uçarlar, ben şehri terk ediyorlar diye ağlarım. Koca arazide yalnız bir
ev görürüm, yüreğim parçalanır. Devrilmek söz konusu olduğunda ruhum baş
gösterir. Ruhum olanca açlığıyla sevdalara dalarken, ben geçmişin tezgahındaki
toz zerresi olmakla meşgul olurum.
Kendime kaç sarılma
biriktirdim bilmiyorum. Heybemi dolduruyorum ama kullanmaya cesaret
bulamıyorum. Zar zor kabuğumda ufak bir delik açabildim geçen uzun yılların
sonunda. Oradan dışarıyı seyrediyorum, bensizliğe aldırmadan dönüp duran
dünyayı... Cesaretimi uyandırabildiğim tek husus bu, şu sıralar. Her gün biraz daha
uzaklaşıyorum her şeyden, buna ben de dahilim. Ruhum ne zaman güzelliğin
boynuna sarılacak diye düşündüğümde, ağlamak baş gösteriyor gözlerimde.
Yine de ümidimi
koruma çabası arıyorum daima. Bulduğumda seneler süren bir açlığı giderme
telaşıyla hiç ediyorum ama, deniyorum işte. Bir gün olacak… Terazimde bir gün sadece
ben ağır geleceğim. Sonra da ne ha(ya)lim varsa göreceğim.
Yorumlar
Yorum Gönder