Ana içeriğe atla

Anlamak

 

    Anlamak, her çağda güçlenerek çağlayan bir edinim. Kiminiz için tam bir baş belası, kiminiz içinse bulunması güç bir nimet rolünü oynuyor. Kiminizin insanlığa olan umudunu, küçük mutluluklar barındıran kepaze hayallerini elinden alırken; kiminize az önce saydıklarımı bahşediyor. Peki nesne (anlamak) ve özne (insan) değişmezken, sonuç nasıl değişebiliyor? Buna etken olan şey, yaşayış biçiminiz ve bu biçimin doğurduğu bakış açınızdır.

   Aynaya bakıp mükemmel (kusursuz) olduğunuzu söylemenin verdiği motivasyon, göz ardı edebileceğim bir husus değil. Fakat esasında mükemmel (kusursuz) olduğunuzu söylemenin gerçeğe aykırı olduğunu görmemek, başlı başına bir kusur olmalı. Bu mantık doğrultusunda, öncelikle kusursuz olmadığımızı anlamalıyız. Daha sonrasında; kusurlu olmanın negatif bir şey olmadığını, kusurlarımızın bugünkü kişiliğimizi oluşturduğunu da olgun bir anlayışla hazmetmeliyiz. Buraya kadar anlattığım anlamak eylemi ne baş belası olabilir, ne de insanlığa olan umudunuzu elinizden alabilir.

   Anlamak kabiliyeti zor şartlar altında olduğunuzda, işte tam o zaman umutlarınızı elinizden alabilecek güce sahip olabilir. Fakat bu senaryoda bile kontrol hala sizdedir, fakat siz karamsarlık, egoistlik veya negatife empoze olma sorunlarından dolayı bunun farkında olamayabilirsiniz. Fazlaca bilgi sahibi olduğunuz bir konu hakkında tezat şekilde açıklamalar yapan cahil biriyle karşılaştığınız bir örnek düşünelim… Karşı tarafı anlamak bir kenara dursun, onunla bir diyalog kurma hevesiniz bile bir anda sizi terk edebilir. Karşılaştığınız bilgisizliğe hakaretler dizmek isteyebilir, kim bilir belki de egonuzun büyümesi eşliğinde karşı tarafı küçük görebilirsiniz. Peki, doğru bilinen yanlışı düzeltmek varken neden karşı tarafı bilginizle dövmeyi seçesiniz? Yanlış anlamlandırmalara anlayış gösterme büyüklüğü dururken, neden geçici tatmin duygusu yaşatan egonun küçüklüğünü tercih edesiniz?

   Uzun zamandır çıkmak istediğiniz dünya gezisi için kalkış yapacak olan uçağın, hava şartları nedeniyle ertesi gün kalkacağını öğrendiğiniz bir başka örnek daha düşünelim. Varacağınız yere geç gitmek tüm planlarınızı tepetaklak edeceği için kızıyor ve üzülüyorsunuz. Uçağın kalkış saatini istediğiniz saate ayarlayabilir veya hava şartlarını normale çevirebilir misiniz? Elbette hayır. Öyleyse, kontrol edemedikleriniz için neden kızıp üzülerek kendinizi kötü duruma sokasınız? Tabi ki istedikleriniz olmadığı için üzülmeye hakkınız var, fakat bu üzüntü için büyük zaman dilimi ayıracak kadar uzun bir hayatınız yok. Yaşam; engebelerin devamlı var olduğu bir yerken kontrol edip seçme şansımız olmayan durumlar için üzülmek, yeni bir engebe yaratmaktan farksız. Bunun yerine; durumları analiz edip doğru bakış açısıyla anlamak, kör duygularla huzurumuza mantıksızca saldırmaktan daha faydalı olsa gerek.

   Anlamak, yalnızca anlamak istemediğimizde baş belası oluyor. Kız arkadaşınızın ayrılmak isteyişine odaklanıyorsunuz, neden ayrılmak istediğini anlamaya değil. Verdiğiniz onca emek, yalnız kalacağınız günler ve acı bahşedecek hatıralar geliyor aklınıza. Hayatınıza giren her insanın size kayda değer bir ders ve deneyim sunup gideceği bilgisini hazmedemiyorsunuz. Çünkü duygularınız, anlama kabiliyetinizi anlık olarak köreltiyor. Sorunun sizde mi, sizdeyse de ne olduğunu özeleştiriyle ortaya çıkarmak, geri kalan hayatınızda müthiş bir tecrübe basamağı olup sizi bir üst seviyeye çıkarır. Bir üst seviyede olmak da, malum seviyede kederle dostluk kurmak da sizin elinizde. Bunu anlayabiliyor musunuz?

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mandy 2

Sen Güzelliğin kaynakçası, Susulanların cesareti, Ömrümün en manidar detayı Nasılsın Mandy? Yokluğunla, Beni terbiye eden temmuzdayız Yokluğundan, Terbiyeyi terk ettiğim temmuzdayız Üşürsen aynaya bak, Yazdan medet umma Güneşin feyzisin Sen, bembeyaz aydınlanırken Seni siyahla kandıracaklar Onlara geceleri uyumadığımı söyle Bu onlara yeter, unutma Özlemim başını ağrıtmasın diye Sana geleceğim gün yutmayı düşündüm  Özlemi yutmayı düşündüm, Sana geleceğim günü, Hayal bile edemezken Bu uzaklık, Damarlarımda karıncalanıyor Bu yabancılık, Bana adımı unutturuyor Yokluk yine adınla başlıyor Mandy, Olmadığın yerler açlıktan kanıyor Ne büyük bir afrikayım sensiz Her gece Süreya'lar içimi kemiriyor İçim Mandy, içim diyorum  Senden alasının, Teğet dahi geçmediği içim... Buralarda deniz, Kıyıdaki kayaları dövmekten usanmış, Göller kan kırmızı bir renk almış, Çocuklar oyun nedir unutmuş, Kelebekler kanatlarından vurulmuş... Yokluğun, Kimsenin gözünün yaşına bakmıyor Sevgili Mandy, Var olma...

Boya

Bendeki bu tufan, Senin yağmuruna değmedi Bunun hatırına, Hatırlasaydın beni nisanlarda Yahut bellemeseydin bana en uzakları, Güneş olmaya niyetlenirdim temmuzuna Tahammül, Aklımın orta yerinde astı kendini Taburesine çelme takan sen, Buna sebep aramaya korkan ben oldum Yazık... Kükresin şimdi boynumdaki urgan, Umurumda mı Yeterki tabureme ellerin değsin Sesin silik, izlerin bulanık Hafızamda eskiyen zerreni eşeliyorum Tanrı kabuklu yarayı sana, Uzun tırnakları bana vermiş  Sen bellemişken bana en uzakları Sen bensizlikle boyarken uzakları, Hoyratça kullanırken gözlerindeki boyaları, En asil siyahı bıraktın bana Ne kahve yapılıyor bu renkle sana, Ne de seni anımsatıyor bana Yemişim asaletini siyahın, Sensiz resim çizmez elim bir kere Kaldırdım attım aklımda bir köşeye  Artık renk değil bu, Sadece bir leke

Mandy

  Bilirsin Mandy, en iyi sen bilirsin Sana olan ezberim, En sevdiği oyuncağıdır yaramazın Bilirsin ne anıları tükettim, Ne gerçekleri süpürdüm aklımdan Sırf olman için tek hatıram. Olur ya bir gün Zaman yakama, Mecburiyet aklıma yapışırsa Ezberini çaldırırsam o gün En sevdiğim oyuncağımla öldür beni Renksiz bir aklın hatırlamasına, Yoktur artık lüzum   Ne çiçeği Mandy, Ne çiçeği sevgilim Sana ormanları bahşettiler Yüklere kantar oldu göğsüm Sana ormanları verdiler Sana, ormanları verdiler Gözündeki tabiatı önüne seremediğim gün Sana ormanları hak bildiler Bunaydı üzüntüm   Yokluk adınla başlar Mandy Açlık yetişir olmadığın topraklarda Cehennem ateşiymiş, Alevin atasıymış Yakarmış, yıkarmış Öyle diyorlar Baksana sen içime Yirmi yıl evvel kül olan bile yanmış Baksana sen içime Yoksun diye kaç cennet kendini asmış Cehennem ateşiymiş, Yakarmış, yıkarmış Ne cehennemi sevgili Mandy Bir kez olsun bak içime...