Aynaya bakıp mükemmel (kusursuz) olduğunuzu
söylemenin verdiği motivasyon, göz ardı edebileceğim bir husus değil. Fakat
esasında mükemmel (kusursuz) olduğunuzu söylemenin gerçeğe aykırı olduğunu
görmemek, başlı başına bir kusur olmalı. Bu mantık doğrultusunda, öncelikle
kusursuz olmadığımızı anlamalıyız. Daha sonrasında; kusurlu olmanın negatif bir
şey olmadığını, kusurlarımızın bugünkü kişiliğimizi oluşturduğunu da olgun bir
anlayışla hazmetmeliyiz. Buraya kadar anlattığım anlamak eylemi ne baş belası
olabilir, ne de insanlığa olan umudunuzu elinizden alabilir.
Anlamak kabiliyeti zor şartlar altında
olduğunuzda, işte tam o zaman umutlarınızı elinizden alabilecek güce sahip
olabilir. Fakat bu senaryoda bile kontrol hala sizdedir, fakat siz karamsarlık,
egoistlik veya negatife empoze olma sorunlarından dolayı bunun farkında
olamayabilirsiniz. Fazlaca bilgi sahibi olduğunuz bir konu hakkında tezat
şekilde açıklamalar yapan cahil biriyle karşılaştığınız bir örnek düşünelim…
Karşı tarafı anlamak bir kenara dursun, onunla bir diyalog kurma hevesiniz bile
bir anda sizi terk edebilir. Karşılaştığınız bilgisizliğe hakaretler dizmek
isteyebilir, kim bilir belki de egonuzun büyümesi eşliğinde karşı tarafı küçük
görebilirsiniz. Peki, doğru bilinen yanlışı düzeltmek varken neden karşı tarafı
bilginizle dövmeyi seçesiniz? Yanlış anlamlandırmalara anlayış gösterme
büyüklüğü dururken, neden geçici tatmin duygusu yaşatan egonun küçüklüğünü
tercih edesiniz?
Uzun zamandır çıkmak istediğiniz dünya
gezisi için kalkış yapacak olan uçağın, hava şartları nedeniyle ertesi gün
kalkacağını öğrendiğiniz bir başka örnek daha düşünelim. Varacağınız yere geç
gitmek tüm planlarınızı tepetaklak edeceği için kızıyor ve üzülüyorsunuz. Uçağın
kalkış saatini istediğiniz saate ayarlayabilir veya hava şartlarını normale
çevirebilir misiniz? Elbette hayır. Öyleyse, kontrol edemedikleriniz için neden
kızıp üzülerek kendinizi kötü duruma sokasınız? Tabi ki istedikleriniz olmadığı
için üzülmeye hakkınız var, fakat bu üzüntü için büyük zaman dilimi ayıracak
kadar uzun bir hayatınız yok. Yaşam; engebelerin devamlı var olduğu bir yerken
kontrol edip seçme şansımız olmayan durumlar için üzülmek, yeni bir engebe
yaratmaktan farksız. Bunun yerine; durumları analiz edip doğru bakış açısıyla
anlamak, kör duygularla huzurumuza mantıksızca saldırmaktan daha faydalı olsa
gerek.
Anlamak, yalnızca anlamak istemediğimizde
baş belası oluyor. Kız arkadaşınızın ayrılmak isteyişine odaklanıyorsunuz,
neden ayrılmak istediğini anlamaya değil. Verdiğiniz onca emek, yalnız
kalacağınız günler ve acı bahşedecek hatıralar geliyor aklınıza. Hayatınıza
giren her insanın size kayda değer bir ders ve deneyim sunup gideceği bilgisini
hazmedemiyorsunuz. Çünkü duygularınız, anlama kabiliyetinizi anlık olarak
köreltiyor. Sorunun sizde mi, sizdeyse de ne olduğunu özeleştiriyle ortaya
çıkarmak, geri kalan hayatınızda müthiş bir tecrübe basamağı olup sizi bir üst
seviyeye çıkarır. Bir üst seviyede olmak da, malum seviyede kederle dostluk
kurmak da sizin elinizde. Bunu anlayabiliyor musunuz?
Yorumlar
Yorum Gönder