Beni merak etme baba, neyin var diye sorma bana. En derin, kabuk tutmayan yaram senken neyin var diye sorman tuz oluyor bu kanayışa. Sen varsın diyemiyorum. Yeni bir kavgayı kaldıracak sakinliğe sahip değilim artık. Aslında konu sen olunca baba, hiçbir şeye sahip değilim ben. Bir canım var o da ağlıyor senin iki gözünün önünde. Bunları görmek ne zaman nail olur sana bilmiyorum. Senin bana farkında olmadan yaptıklarını görmeni beklerken, kendimi yiyorum bana çok gördüğün her şeyin olduğu sofrada. Ben bir tek seni aşamadım baba. Kendimi bile geride bıraktım şu genç yaşımda ama seni aşamıyorum. Beynimin içindeki duvarlara çarpıp duruyor, rüyalarımda kabuslardan öteye geçemiyorsun. Gurur duymanı sağlayacak işler yapmam gereken zamanları, içimdeki seni tamir etmek için harcadım. Kendimi yaşamam gereken vakitleri, kendimi öldürmemek için sebep aramaya harcadım. On üç yaşındayken yırtık pantolonum veya tekeri patlayan bisikletim için ağlamak isterdim, bana olan davranışın için ağlamak değil. On üç yaşında kaç tane kitabım olduğunu düşünmek isterdim, kendimi senin tüfeğinle öldürmeyi değil.
Hakkını yiyemem, baskı ve acıyı bana o kadar sağlam işledin ki erken olgunlaşmak zorunda kaldım. Acı dediğimiz, hayatın içinden olan duygunun hatırı büyüktür bende baba. Çünkü en iyi dersleri acıdan öğreneceğimi bilirim. Ama senin verdiğin acı öğretmiyordu, parçalıyordu baba. Acının kıymetini biliyor olsam da parçalanmayı bu kadar hızlı ve keskin öğrenmek istemezdim. Ben seni kendimde aşamayacağımı gördükçe daha çok vazgeçtim. Seni tamir edemiyorum içimde, senin bana verdiğin ezilmişlik hissi sırtımda kambur. Seni affedebilmek için kalbimi kandırmaya çalışıyorum. Fakat senin dahil olduğun bir durumda başarılı olamayacağımı çoktan ezberledim. Çaresiz çırpınışlardan ibaret bunlar. Çaresiz olduğunu, çırpınırken farkediyor olmama rağmen devam ediyorum kanat çırpmaya. Sen elinde büyüttüğün kuşu tutarken öldürdün baba.
Yorumlar
Yorum Gönder